Televizyonda nicedir bir yarışma dönüyor, bilginiz vardır. Mavi mavi kutuları olan ve ciddi bir casting ile hazırlanan ithal bir format. Formatın orjinali “DEAL OR NOT DEAL” “Anlaştık mı? Anlaşmadık mı?” gibi birşeye tekabül etmesi gerekiyor benim ingilizcemle.
Gerçekten ciddi bir izleyici kitlesine sahip yarışmada ana format 24 yarışmacıdan biri seçilir. Yarışır (yarışmayı biliyoruz uzun uzadıya anlatmayacağım) Kutusuna gider veya teklifi kabul eder.
İyide neden? Neden o yarışmacı orda? Neye istinaden seçilmiş ? ve daha mühimi Biz neden bu yarışmayı izliyoruz? Bu adamın kazanacağı paradan bize ne? Neden saatlerce bomboş bir yarışmayı izleyip, prim veriyoruz? Neden bu programı izlediğimiz kadar tartışma programlarına zaman ayırmıyoruz? Neden yapımcılar bireye katmadeğeri olan bilinçli programlar üretilip yayınlamıyor?
Çünkü İZLENMİYOR… Para etmiyor…
Toplumsal meseleler, ekonomi, sosyal sorunlar bizi fazla ırgalamıyor. Bizi “kim ne kazanmış” “kim ne kaybetmiş” ilgilendiriyor malesef. Üstelik bu programda yarışan insanlar milyonlar arasından seçiliyor. (Benim güzel memleketlim… Bu ülkede zengin olma umudu yarışmalara, çekilişlere, kurralara kalmış.)
Ayrıca bu nasıl bir yarışma ise hiçbir beceri gerektirmiyor, hiçbir parametreyi baz almıyor. Sadece ilginç bir yüzünüz, hikayeniz, tipiniz, maceranız ve şansınız varsa (bu saflık ve öteside olabilir) seçiliyor ve yarışıyor(!)sunuz. Peki Neyle yarışıyorsunuz? Neye karşı yarışıyorsunuz ? Bunun neresi yarışma anlayamadım gitti.
Nedendir bu “kısa yoldan köşeyi dönme” hevesi? 80′den sonra sorgulamayı unutan, mal mülk derdine düşen, “aman bana bişey olmasın” diyenlerden olmak zorundamıyız? “benim memurum işini bilir” diyen zihniyeti bilincimizden silip atamayanlardanmıyız? Neden başka hayatlarla bukadar ilgilyiz? “Erişemeyip, seyretmeye meğil”midir bunun adı? Yoksa “böyle gelmiş, böyle gider” yozluğunda mı tozlandı umutlarımız?
Ey güzel memleketlim. Ben konuşuyorum ama yine de son söz senin.. Sen bilirsin…
İlginizi Çekebilir










