ABD’nin çiçeği burnunda başkanı Barack Obama seçim kampanyasını “Değişim” vaadi ile yürütmüş ve arkasına büyük bir halk desteği alarak Amerika’nın 44. Başkanı olmuştu. Obamanın bu kampanyası öylesine büyük bir destek buldu ki, neo-con politikaları izleyen Bush yönetiminin getirdiği kaos ortamından nasıl kaçacağını şaşıran halk, sandık başlarında saatlerce beklemek pahasına Obama’ya oy verdi.
Ne Amerikan seçimleri yapıldığında, ne de Obama Türkiye’yi ziyaret ettiğinde tek satır yorum yazmadım. Yazmadım çünkü ABD’nin politikalarının bir başkan değişimi ile revize olabileceğine inanmıyordum. Yazmadım çünkü kendi sınırları dışında yüzlerce askeri üssü bulunan bir ülkenin yönetiminin “sadece siyasi erk’in” elinde olduğu fikri bana ütopik geliyordu…
Peki şimdi ne değişti ?
Obama, geride bıraktığı kısa dönemde İsrail – Filistin savaşına göster(e)mediği tepkisi ile bir çok insanı hayal kırıklığına uğrattı. Bu benimde Amerikan yönetimi için benimsediğim “Başkanı değişir, politikalar değişmez” fikrini sağlamlaştıran bir yaklaşımdı.
Ancak bazı noktalarda ciddi açılımları görmemek mümkün değil. Örneğin Bush yönetimi 11 Eylül sonrası Terörle mücadelesini “Haçlı Seferi” olarak nitelendirmekten çekinmezken, arkasına devasa hristiyan sembolleri alarak nutuklar atan Bush, bir televizyon programına verdiği röportajda “Irak savaşına Tanrıyla konuşmam sırasında karar verdim” demişti.
Obama ise Bush’un aksine dini sembolleri ve söylevleri kullanmayı tercih etmiyor, Paskalya dışında klise ziyaretlerine katılmıyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmada şunları söylüyordu: “Ülkemizde çok sayıda Hristiyan yaşamasına rağmen, biz kendimizi Hristiyan bir ulus olarak görmüyoruz. Laik bir ülke; inanç ve hukuk üstünlüğüne bağlılık vaadini desteklemeye devam edeceğiz.”
Son olarak; Katolik rahipler tarafından kurulan Georgetown Üniversitesi‘nde yapacağı konuşma öncesi Hz. İsa’nın adının yazılı olduğu panoyu kapatması Obama‘nın bu tutumuna ciddi bir örnektir. Göreve gelmesinin ardından İslam dünyasına vermeye çalıştığı ılımlı mesajlar ve yapıcı tutumları, hem anit-amerikancı cepheyi zayıflatmak, hemde vaad ettiği değişimi gerçekleştirmek için attığı adımlar arasında sayılabilir.
Ancak unutmayalım; Obama her ne kadar “değişim” dese de bahsedilen kökten bir reformizasyon değildir. Kapitalizmin vatanı elbette çok daha farklı dengeler üzerinde ayakta durmaktadır.
İlginizi Çekebilir









