Kimdir bu Mehmet Ali Ağca?
18 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Gündem, Köşesiz Yazar
1 Şubat 1979 yılında Gazeteci yazar Abdi İpekçi‘yi aracında öldüren, aynı yıl tutuklanmasına rağmen bir müddet sonra hapisten kaçıp, 13 Mayıs 1981 senesinde San Pietro Meydanı’nda Papa‘yı vurarak Dünya kamuoyu’nda kendisinden bolca söz ettiren, mavi kazaklı, aykırı tavırlı radikal bir isim Mehmet Ali Ağca.
İtalya’da Katoliklerin dini lideri Papa’ya gerçekleştirdiği suikast girişiminin ardından yakalanarak müebbet hapis cezasına çarptırılan, akabinde Hiristiyan inancının sarsılmaz “koşulsuz bağışlayıcılık” ilkesinden nasibini alarak, “bakın bizi öldürmek isteyeni bile bağışlayacak kadar şefkat doluyuz” mesajına köprü olan, bir diğer deyişle; 18. yüzyıl engizisyon mahkemelerini hasır altı etme çabasındaki Vatikan’a propoganda malzemesi edilen (Papa 2. Jean Poul kendisini silahla yaralayan Ağca’yı affedip, olaydan yaklaşık 2 yıl sonra hücresinde ziyaret etmiştir.) Mehmet Ali Ağca; gördüğü yoğun ilgi ve hoşgörüyü, gerek avukatları gerekse kendisinin kaleme aldığı onlarca mektupta 17 yıl boyunca İtalya ve Vatikan’dan serbest bırakılmasını veya hiç olmazsa Türkiye’ye iade edilmesini isteyerek değerlendirmeye çalışmış, bu süre zarfında da kaldığı hücreden Türk ve yabancı basına defalarca röportaj vermiş, kimi zaman aykırı kimi zaman ise ütopik söylemleri ile gündem oluşturup, geçmişte yaptıklarını ve hüküm giyme sebeplerini gölgelemek isteyen bir isimdir.

Şimdi bu yazımda Ağca kimi, neden, nasıl vurmuştur? Arkasında kimler vardır? gibi herkesin konuştuğu, yorumladığı veya en azından bir fikre sahip olduğu konulara girmeyeceğim. Bunun yerine 28 yaşında hapse girip, 52 yaşında tekrar özgürlüğüne kavuşan ve bu özgürlüğü temsil ettiğini söylediği mavi kazağı, çıkmadan hemen önce yaptığı “İncil’i yeniden yazacağım” ütopyasındaki Ağca stili ile kendisini daha da ikonlaştırmaya çalışan bir adamdan bahsetmek istiyorum.
Hatırlarsınız 2006 yılında küçük bir hesap hatası sonucu tutuklu bulunduğu Kartal cezaevi’nden bir kez daha tahliye edilmişti Mehmet Ali Ağca… Bu dönemde kendisini son derece lüks bir otomobil karşılamış, çevresinde toplanan ve azımsanamayacak kadar kalabalık bir grubun tezahüratları arasında gözlerden kaybolmuştu.
Aslına bakarsanız bu durum 18 Ocak 2010‘un da bir provası niteliğindedir. (Bu yazıyı tahliyeden önce yazıyorum) Gayet tabi bugün lüks otomobil hatası yapılmayacaktır ancak Ağca muhtemelen yine mavi kazağı, kirli sakalı ile tahliye olacak ve uzunca bir süre (haftalardan bahsediyorum) ulaşılamaz olmayı tercih edecektir… Ve yine tahmin ediyorum ki hikayesini bir kitap veya film formatında satmayı düşünecektir. Hatta öyle ki röportajlarından bile para talep edebilir. En nihayetinde bu isim, içinde bulunduğu eylemlerle o dönem ki gündemi bir anda değiştirmeyi ve uzunca bir süre kendi ekseninde döndürmeyi kolaylıkla başarabilmiştir. Dikkat edilirse hüküm giydikten sonra yıllar boyu gözlerden uzak olmasına rağmen, bugünkü nesiller bile Mehmet Ali Ağca‘yı tanımakta veya bilmektedirler. Bunun sebebi ise Ağca‘nın periyodik ve kontrollü bir biçimde basın’ı kullanarak, kamuoyu ile yürüttüğü iletişimdir. Kendisi hücresinden bir röportaj verir, kitap yazar, mektup atar, sonrasında ise gazetelerden gündem (dolayısı ile halk) üzerinde nasıl bir etki yarattığını izler(di).
Son Söz
18 Ocak haftası Türkiye’de yaşanacak süreç, yukarıda tahlil etmeye çalıştığım nedenlerden ötürü çok önemlidir. Elbette bu süreçte yazılı ve görsel basın geniş puntolarla Ağca‘ya yer verecek, onunla röportaj yapmak isteyecek ve toplumun tepkisi ile paralel bu ismi gündemde tutacaktır ancak hukuk’un öngördüğü cezasını tamamlamış ve toplum içine geri dönmüş eski bir katil’in askerlik maceraları, tahliye sonrası kalacağı oteli, bineceği arabası, giyeceği kazağı veya bırakacağı sakalı toplumu o kadar da ilgilendirmemelidir.
Toparlamak gerekirse; Basın, gereğinden fazla “Ağca gündemi” oluşturarak yeni Ağcalar için zemin hazırlamamalıdır. Medya‘nın bugün üzerine düşen görev budur.
Saygılarımla







Ahkamlar
Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, Gravatar a abone olun!