Hitler Gerçeği: Rusların bulduğu kafatası kimin ?
İkinci dünya savaşı‘nın baş aktörlerinden Adolf Hitler‘in 23 Nisan 1945 tarihinde Kızıl Ordu‘nun Berlin’e girmesinin ardından 30 Nisan 1945 tarihinde eşi Eva Hitler ile führer’in yer altı sığnağında intihar ettiği kabul edilmekteydi ancak History Channel için hazırlanan “Hitler’in Kaçışı” isimli belgeselde açıklanması beklenen ve yıllarca Rus arşivlerinde saklandıktan sonra Connecticut Üniversitesi tarafından incelenen Hitler’in kafatası aslen 40 yaşında bir kadına ait çıktı.

1889 doğumlu Adolf Hitler, intihar ettiği varsayılan 1945 yılında 56 yaşındaydı. Eşi Eva Anna Paula Braun (Eva Hitler) ise 1912 doğumlu ve ilgili tarihte 33 yaşında bulunuyordu. Hitler çifti intiharları’ndan yaklaşık 40 saat önce evlenmiş ve Alman Halkı’nın Eva Hitler‘den ölene kadar hiç haberi olmamıştır.
Timur Lenk Türk mü?
Timur Lenk, nam-ı diğer Aksak Timur.
Tarih derslerinde çoğumuzun ilk kez 1402 Ankara Savaşı ile tanıdığı Timur Lenk, Geç Ortaçağ’ın en kanlı meydan muharebelerinden birini Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazit ile vermişti. Ankara Savaşı sonunda yenilen ve Fetret devrine giren Osmanlı, yaklaşık 11 yıl boyunca büyük bir iktidar boşluğu yaşadı.
Peki Moğol imparatoru olarak bilinen Timur, aslında Türk olabilirmiydi? Timur Türk ise nasıl oluyor da dönemin en kudretli Türk devleti ile savaşa girebilmişti?
Timur’un Babası Muhammed Taragay‘ın bir Moğol aşireti olan Barlasların lideri olduğu biliniyor. Annesi ise kimi kaynaklara göre Türk… Aslına bakarsanız kesin olan Annesi’nin Moğol olmadığı. Zira Timur’un babası gibi annesi’de Moğol olsaydı “Han” ünvanını kullanabilecek iken, bu melezlik sonucu Timur, “Emir” ünvanını kullanmaktaydı. (Örneğin: Büyük Moğol hükümdarı Cengiz Han “Han” ünvanını kullanmaktaydı.)
Tüm bunların yanında Osmanlı’ya saldıran Timur’un Maveraünnehir Hâkimi Emir Hüseyin ile birlikte Doğu Türkistan Hükümdarı Tuğluk Timur‘a karşı mücadele verdiği de bilinmektedir. Bu durum, Timur’un Osmanlı’dan başka Türk devletlerine karşı da benzer siyaset izlediğini düşündürmekle beraber Timur’un Türk diline ve Türk-Fas geleneklerine olan ilgisi, (örneğin Timur İmparatorluğunun benimsediği Divan Teşkilatı) Timur - Türklük ilişkisi hakkında düşündürücü anektodlardandır.
Her ne kadar Osmanlı kaynakları veya Osmanlı tarihçileri‘nin bir kısmı Ankara Muharebesi‘nin etkisi ile Timur’dan kötü bahsediyor olsa da esasen Timur Lenk, Anadoluya girdiğinde Hristiyan Şovalyeleri’nin tümünü İzmir‘den uzaklaştırmış, su kanalları açarak toplumları tarıma yönlendirmiş ve büyük şehirleri ticaret yollarına bağlamıştır.
Şimdi gelelim Timur’un Osmanlı’ya saldırma nedenine…
Timur Lenk, Müslümanları haraca kesen, hacıları soyan Kara Yusuf‘un ailesi ile birlikte Osmanlı’dan iadesini veya öldürülmesini veya sınırdışı edilmesini bir mektup ile Yıldırım Beyazid‘ten talep etmiştir. Bu talepleri “emir buyurmak” olarak kabul eden Beyazid, yazdığı cevap mektubu’nda “Ey ihtiyar Köpek” diye hitap ettiği Timur‘dan, Osmanlı Padişahlarını Acem Padişahları ile karıştırmamasını, Osmanlı askerlerini de, ne Kıpçak ülkesi Tatarı gibi sıradan insanlar, ne de Hint toplulukları gibi başı boş, sere serpe avare kalabalıklar zannetmemesini söylemiştir. Bu mektuba cevap olarak Timur ise mektubunda şu cümleleri kullanmıştır:
“..pek çok Müslümanı rencide etmek,
han ve mallarını harab etmek uygun görülmemiştir. Bu sebeptendir ki, güzel
cevap vermeyi yüksek bir iş olarak bil, ülkeni harap etmekten kurtarmış
olursun. Bizimle anlaşma yoluna döner, özür dileyen bir ifade ile cevap
verirsen, aramızda dostluk ve sevgi olur. Böylece Frenk kâfirine fırsat vermemiş
olur, biz de, Sivas’tan çekilerek geri döneriz. Bizim niyetimiz ve meylimiz sizi
zayıf düşürerek meşgul etmek, böylece kefere dinine yardım etmek değildir….”
Uslubundan ve mektubundan anlaşılacağı gibi Timur, Türk ve Müslüman Osmanlı üzerinde hakimiyet kurmak isterken, Osmanlı’yı ve onu oluşturan milleti perişan etmek niyetinde değildi.
Ancak tabi ki bu sebepler Timur’un Türk olduğunu veya olmadığını ispat eder nitelikte değildir. Toplumun bazı kesimlerince iddia edilen Timur‘un “Türk” olma ihtimali, esasen İslam inancı ve Ümmet toplumunu benimsemiş bir hükümdarın kudretine duyulan saygı ve bu saygıyı kendi tarihi ile özdeşleştirmek isteği olarak düşünülebilir.
Son Not: 68 yaşında, 200 bin kişi ile Çin üzerine yürümeye hazırlanırken hayatını kaybeden Moğol Hükümdarı Timur, bizzati yönettiği hiçbir savaşı kaybetmedi.
Uyarı: Bu yazı’nın kaynak gösterilmeden kullanılması halinde yazar ve yazburaya.com’un yasal hakları saklıdır.
(***) Yazıda geçen Timur’un Yıldırım Beyazid ile mektuplaşmalarından yapılan alıntılar Konya Belediyesi Koyunoğlu Kütüphanesi nr. 13435′de kayıtlı olan el yazması Münşeât ve Mükâtabât-ı Sultâniye mecmuasından esinlenerek yapılmıştır.
Osmanlı’da Mehter Takımı
Öncelikle şunu belirtmek istiyoruz: Türk tarihinde önemli bir yeri olduğuna inandığımız Mehteran Bölüğünün tanıtımı ve herkes tarafından doğru algılanabilmesi adına arzu eden web siteleri, bloglar ve ticari olmayan diğer unsurlar bu sayfanın adresini KAYNAK GÖSTEREREK (link / Bağlantı vererek) sadece bu makaleye istinaden kısmen veya tamamen alıntı yapabilirler.
Mehteran Birliği:
Kelime kökü olarak farsçadan gelen MIHTER, Osmanlı imparatorluğu zamanında Osmanlıcada Ulu, Büyük manasına gelen, günümüzde ise arapçalaştırılmış: MEHTER halini almıştır. Bilindiği üzere Mehter, tarihte bilinen ilk Ordu Bandosudur. Bu bando karşımıza ilk kez Hunlar zamanında çıkmakta. Bandomuzun o zamanki ismi TUĞ olsa da hizmet ettiği amaç yine aynıydı. Ordunun motivasyonunu arttırmak, düşman üzerinde moral çöküntüsü yaratmak…
Günümüzde kullanılan adı ile piskolojik savaş ciddi bir önem arz eder. Zira iyi motive olmuş küçük orduların, kendilerinden kat kat büyük orduları devirmelerine ilişkin birçok örnek tarihimizde mevcuttur.
Piskolojik savaş iki kısımdan oluşmaktadır. Bunlardan ilki kendi motivasyonunuzu yükseltme aşamasıdır. Bu aşamada bugün uygulanan metotların bir kısmı basın-yayın aracılığı ile yürütülmektedir. Örneğin 2. Dünya savaşı sırasında Almanya’da hemen hemen her gece yayınlanan Alman Ordu Marşı, cephelerden Zafer haberleri, popülist söylevler ve hatta bazı zamanlar Hitlerin Radyo vasıtası ile halka hitap konuşmaları hep bu eylemlerin birer parçasıdır.

İkinci etap ise düşmanın demolarize edilmesidir ki bu da gövde gösterisi ile mümkündür. Yine 2. Dünya Savaşından örnek vermek gerekirse Adolf Hitler’in ele geçirdiği her şehre Nazi bayrakları çekmesi, kolluk kuvvetleri ile halkı sindirmesi, tanklar gibi ağır ekipmanlarla şehirde sürekli varlığını hissettirmesi olarak sıralanabilir.
Kabaca piskolojik savaş hakkında vermiş olduğumuz bu bilgi Mehteran Bölüğünün işlevini ve etkisini kavramamız adına bizlere yardımcı olacaktır.
Mehteran Birliği Osmanlı’da yüksek bir motivasyon kaynağıydı. Bölüğün sesini duyan düşman askerleri gittikçe yaklaşan ve adeta gök gürültüsüne benzeyen bu heybetli müzik karşısında dehşete kapılır, ordunun gücü hakkında endişe ederlerdi. Bu durumda doğal olarak korku ve panik yaratarak düşman birliklerinin motivasyonunu kırardı.
Mehterin etkisi sadece harp alanı ile sınırlı kalmamıştır. 18. Yüzyıldan itibaren Avrupa devletleri’de Mehter Takımından esinlenerek mızıka takımları kurmuşlardır. Bunlardan bazıları Avusturyalılar ve Prusyalılar, daha sonra Ruslar, Almanlar ve Fransızlardır.
Klasik Müzikte’de Mehterin Etkisi büyüktür. Zira ünlü Alman bestecisi Beethoven‘in büyük senfonisinin son bölümü, mehterin kösüyle, davulu ve zurnasıyla seslendirilmiştir. Avusturyalı Bestekâr Mozart‘ın, Türk askerlerinin hatıralarını terennüm eden “Allah Allah” seslerini nakarat halinde kullanarak, ünlü Türk Marşı eserini oluşturmuştur.
Doğu Roma İmparatorluğunun çöküşü, yani İstanbulun Fethi sırasında Mehteran ile ilgili kısa bir alıntıyı aktarmak istiyoruz.
Fatih Sultan Mehmet, Fethin devam ettiği bir sabah şafakla beraber topçularının yanına gitti. Toplar atılırken, Okmeydanı‘na dolmuş binlerce ulema, hep bir ağızdan tekbir getirmeye başladılar. Yüzlerce davul ve zurnadan oluşan devasa bir mehteran düşünün. Osmanlı ordusuyla beraber, savaş meydanında bulunuyor. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul surlarının önüne geldiğinde, 300 kişilik mehter takımında, 100 zurna, 70 davul durmadan çalıyor; kalp ve ruhları coşku ve heyecana getiriyor. Okmeydanındaki ikinci mehter de Haliç surlarına hücum eden kıtaların harp şevkini artırıyordu. Gök gürültüsünü andıran korkunç ve insanın içini ürperten sesler çıkarıyorlar, topların seslerini bile susturuyorlardı. Yine Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’a giren muhteşem zafer alayının ortasında, gözlerini yıkılmış surlara dikti, sonra atını ileri sürdü. Maiyet bölükleri, yeniçeri arkasındaki mehteran, davul ve zurnalarını çalarak devirler açıp kapayan, asırlar önce müjdelenmiş olan bu mutlu güne mutluluk katıyor ve cenk havası çalıyordu. (Zaferlerden sonra ezan okunur ve mehter çalınırdı.)
Mehteran yürüyüşü: Yürüyüşlere daima Besmele ve sağ ayakla başlanırdı. Yürüyüş yapılırken her üç adımda sağa ve sola dönülerek yürünürdü. Bu Mehter takımının sağa ve sola RAHİMALLAH - KERİMALLAH manasına gelen selamlama yürüyüşüdür.
Yoksa bazı çevrelerin ifade ettiği gibi iki ileri bir geri şeklinde değildir.
Panorama Tarih Müzesi
İstanbulun fethinin 3 boyutlu ve ses destekli olarak tekrar canlandırıldığı Panorama 1453 Tarih Müzesi 31 Ocak tarihinde açıldı. Topkapı Şehir Parkı’nda yapımı tamamlanan 120 metre boyunda, 40 metre çapında ve 12 metre yüksekliğindeki üç boyutlu panoramik resimden oluşan müzeyle, İstanbullular fethi yeniden yaşama imkanı buluyor.
Fetih Panoraması‘nın en önemli bir diğer özelliği de, her yönde 360 derece panoramik özellik taşıması. Yatay ve dikey yönde resim kesintiye uğramıyor. Müze bu açıdan bakıldığında dünyanın ilk, “Tam Panoramik” müzesi olma özelliğini de taşıyor.
İşte Müzeden ilk izlenimler..


İlk Telefonlar nasıl bişeydi?
Multiplex devre kullanımı ile insanlığı heycanlandıran icat, bugün cebimize bile giren telefon; acaba eskiden nasıl bişeydi ? İnanıyorum ki bu yazıyı okuyor ve bu konuda daha önce herhangi bir araştırmanız olmamış ise bu soru cümlesi merak dürtülerinizi tahrik etmiş olmalı. (çok erotik bir cümle kurdum sanırım
)
Multiplex devreler 1886 yılında tek devreden değişik frekanslarla ses gönderen bir işlevsellik ile yaratıldı. Aynı zamanda ileti ara malzemesi olarak kullanılan demir teller beklenen performansı gösteremediği ve ses yitilmeleri , karışmalarına sebebiyet verdiği için yerlerini bakır tellere bıraktılar. Birde bunlara yükseltici (Amplifikatör) adını verdiğimiz sistem eklenince konuşmalar eskiye göre hissedilir bir biçimde iyileştirilmiş oldu…
Şimdi dilerseniz elektromanyetik röle sistem ile çalışan eski telefonları görelim.






