İstanbul, geride bıraktığımız 6-7 Ekim tarihleri arasında IMF – Dünya Bankası toplantılarına ev sahipliği yaptı. Harbiye‘de bulunan İstanbul Kongre Merkezi‘nde gerçekleşen bu toplantılar, dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de protestocuların hedefindeydi.
Ara NOT: Gayet tabi tüm demokratik rejimlerde “protesto“ meşru bir haktır. Karşıt görüşlerin birbirine gösterdiği tepki olarak ele aldığımızda saygı duymamız gereken ve göğsümüzü gere gere “demokratiğiz” diyebilmemizi sağlayan bir faktörden bahsettiğimizi hatırlatarak yazıma devam etmek istiyorum.
Gel gelelim ekonomistler toplantılarını, protestocular ise protestolarını(!) yaptı ve bir önemli zirve daha böylece geride kaldı.
Bendeniz ise bir çoğunuz gibi bu zirveyi basın‘dan gözlemledim ve bu zirvedeki protestoların’da diğer bir çoğu gibi biber gazı, jop ve taziykli su ile neticelendiğini gördüm.
Peki ama neden? Bir demokratik hakkın kullanımı neden böylesine sert bir tepkinin muhatabı oluyor? İzin alınmadığı, toplumsal düzeni bozduğu yada benzeri bir nedenden dolayı mı? En iyisi bunu anlamlandırmak için İstanbul’da yaşanan son IMF protestolarını beraber irdeleyelim.
Kimi çevrelerce kapitalizm’i aşıp, emperyalizm’in baş aktörleri haline gelmiş IMF ve Dünya bankası, bu hali ile protesto potansiyeli çok yüksek sermaye kuruluşlarıdır. Neticede bu gerçekliği bilen ilgili kurumlarımız, toplantıların gerçekleşeceği İstanbul’un muhtelif yerlerinde protestocular için belirli alanlar tahsis etmişler (sanıyorum 14 ayrı nokta) ve protestoların bu bölgelerle sınırlı kalmasını öngörmüşler.
Buraya kadar hiçbir sıkıntı yok. En nihayetinde yazılı ve görsel basının sağlıklı çalıştığı bir ülkede yaşıyorsanız protestonuzu nerde yaparsanız yapın sesinizi kitlelere duyurma gücünüz mevcuttur. Ayrıca bir protestonun anafikri; benimsediğiniz görüşe sempatizan toplamak veya o görüşü daha fazla kişiye duyurabilmek olmalıdır. Bu bakımdan protesto şiddet içermemeli, protestocu ise sempatizan toplamak istediği görüşe taban ararken kamu veya şahıs mallarına kast etmemelidir. Aksi halde bu yapılan protesto değil, açık bir terör olacaktır. İşte tam bu noktada ve bu sebeptendir ki “protesto” hakkının çerçevesi yasal düzenlemeler ile çizilmiştir.
Öteyandan nerdeyse 7/24 protesto gösterilerine sahne olan ABD yönetiminin Beyaz Sarayı‘nın önündeki parkta yapılan potesto gösterisinin hedefi ve sesini duyurmak istediği merci gayet açıktır. Ancak “basın özgürlüğü” olan bir ülkede aynı protesto New York‘un göbeğinde yapmak da aynı etkiyi yaratabilecektir(!). Önemli olan, kurumların “güvenlik” ile “erişebilirliği” ayırt edebilmesidir. (Unutmayın ki ABD, 11 Eylül saldırılarını yaşamasına rağmen Beyaz Saray önündeki park günümüzde göstericilere açıktır.)
Yukarıdaki bu ironik paragraflarda anlatmak istediğim; erişebildiğiniz şeyi protesto edebileceğinizdir.
Kısacası IMF toplantılarını Ayvalıktan protesto etmek pek ses getirmeyeceği gibi, söyleyecek yeni birşeyi olmadığı için kırıp dökerek, nefret kusarak, şiddeti “protesto” zannederek yapılan eylemlerde amaca hizmet etmeyecek, aksine; haklarını savunduğunu zannettiği kitlelerden de tepki ve antipati toplayacaktır. Nitekim İstanbuldaki eylemlerde gözlemlenen de tam olarak budur. (Polis ile esnaf’ın beraber hareket ettiği sahneleri hatırlayın)
Malesef, dünyanın da izlediği İstanbul zirvesi IMF‘ye karşı bir protestodan çok, eylemcilerin cam – çerçeve indirdiği ve vandalizm’i andıran şiddet görüntüleri’nin yaşandığı, bir vatandaşımızın öldüğü, yüzlerce kişinin gözaltına alındığı üzücü bir vakaadır.
İlginizi Çekebilir










