Başlangıç yazımda (ilk yazı için TIKLAYIN) problemi tanımlayıp, aklımdaki metodu anlatmış ve ilk olarak da problemi körükleyen ayrılıkçı Kürt hareketinin tarihçesine kısaca değinmiştim. Şimdi ise ideolojik hareketin ve terör örgütünün beslendiği taleplere bakalım.
Bu talepleri de olağan ve olağanüstü talepler olarak incelemek isterim.
Olağan Talepler:
Bu talepleri olağan olarak isimlendirmemin nedeni, içeriğinin herhangi bir sosyal hukuk devletinin vatandaşının sahip olduğu haklara duyulan ihtiyaçtan oluşmasıdır. Yani eğitim, sağlık, güvenlik ve ekonomik alanlardaki eksiklikler ve bu eksikliklerden dolayı bölgenin yeterince gelişememesi insanlarımızın normal hayat standartlarına ulaşamamasına neden olmuştur. Peki; Kürt sorunu olarak addedilen problemin büyük çoğunluğunu oluşturan eğitimsizlik, işsizlik, sağlık ve güvenlik hizmetlerinin eksikliği gibi sorunlar sadece o bölgeye ve Kürt kökenli vatandaşlarımıza ait sorunlar mı? Bu soruyu size şu ufak bilgiyi vererek cevaplandırmak istiyorum.
Resmi istatistik kurumlarının verilerine göre kişi başına düşen gelirin en düşük olduğu il Bayburt. Yani Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin en fakir ili Bayburt. Bayburt’un Güneydoğu’da olmadığını şirin bir Karadeniz ili olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım. Peki siz herhangi bir Bayburtlu’nun eline silah alıp düzeni değiştirmeye çalıştığıyla ilgili bir haber duydunuz mu? Ben duymadım. Demek ki sorunun temelinin ekonomiyle bir ilgisi yok. Bu taleplerin, yani eğitim, sağlık, güvenlik ve ekonomik sorunlarla ilgili taleplerin bölgeye has bir sorunmuş gibi gösterilmesi de mantıksız hale geliyor böylece. Türkiye’nin geneline yayılan problemlerden bahsediyoruz, kimsenin bunu yerelleştirmeye hakkı yok. Bölgeye yatırım yapılmadığından şikayet ediliyor. Bu görüşe sadece bir açıdan katılmak mümkün, o da yatırımın yanlış yapıldığı. Aksi halde sadece GAP projesine yatırılan kaynakla bile kaç ilin kalkınacağını hesaplamak gayet kolay olur. Ancak devlet eliyle yapılan yatırımın; siyasi amaç güdülerek feodal toprak ağalarının eline bırakılması sonucu, hedef kitle olan bölge halkı, bu yatırımlardan faydalanamamıştır. Çünkü bölge halkınca sevilen, sayılan, çoğu değerden üstün tutulan bu feodal aileler, kendilerine teslim edilen yatırım ve teşvikleri kendi bölgelerinde iş alanları yaratmak için değil de Akdeniz ve Ege sahillerinde bol yıldızlı turistik tesisler açmak için kullanmışlardır. Bu davranış biçimi de aslında o topraklardaki problemlerin en temel kaynağına götürmekte; Feodal Yapı.
Peki bu feodal sistem altında ezilmiş insanlarımızı kurtarmak için bir çaba gösterildi mi?
Eğitim bu çürümüş yapıya karşı gelecek bilinci oluşturabilirdi. Dolayısıyla köy enstitüleri kuruldu. Yalnızca Güneydoğu’da değil yurdun her yanında ihtiyaç duyulan yerlere kuruldu. Ancak yıllar içerisinde birkaç işgüzar eğitimcinin kendi görev yaptığı enstitüleri siyasi görüşlerine alet etmeye çalışması nedeniyle, aksi siyasi eğilime sahip hükümetin bu enstitülere bakışını değiştirdi. Bu süreç de siyasete bulaşmış bulaşmamış her enstitünün kapanmasına yol açtı. Köy enstitüleri gerçek bir çözüm olabilirdi ancak önü kesildi. Daha sonra ise özellikle 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren terör örgütünün bölgede devleti temsil eden her şeye saldırması, planlı olarak eğitim ve sağlık görevlilerini katletmesi; hem bölgede bu hizmetleri aksatmış hem de bu bölgeyi çalışmak için elverişsiz hale getirmiştir.
Zaten terör örgütünün bölge için amaçladığı ortam da buydu. Temel devlet hizmetlerinden faydalanamayan, yani eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetleri sekteye uğramış hale gelen bir coğrafya… Hal böyleyken iktidara gelen hükümetler de terörle mücadeleyi yalnızca askeri müdahale üzerinden yürütmeye çalışınca, terör örgütü durumu kendi lehine çevirmeyi düşünerek halkın içerisinden hem propaganda ve beyin yıkama yöntemleri hem de silah zoru ve ölüm tehditleri ile ihtiyacı olan eleman ve sempatizanlarını toplayabildi.
Kendilerini etnik olarak üst kimlikten ayıran bir ideoloji’nin ülke üst kimliğine adapte olması, o üst kimlik ile dil, tarih ve kültür olarak bir olmasını gerekir. Bu birlik ise eğitimle sağlanabilir. Eğitimsiz bir kitle; düşünme güdüsünü etkin bir biçimde kullanamazsa, kandırılmaya açık hale gelecektir. Eğitimsiz halk alıngan ve saldırgan olabilecektir. Ki ülkemizde yaşananların en büyük sebebi de bu eğitimsizlikten kaynaklanmıştır. Kendisine alternatif bir yaşam sunulmamış kimi gençler, kendilerine vaat edilen cennetin peşinden, zorla veya kandırılarak terör örgütünün kucağına düşmüşlerdir.
Diğer bir olağan talep olan anadille konuşabilme ve geri kalan olağanüstü talepleri izninizle üçüncü yazıda anlatmak isterim. Görüşmek üzere…
İlginizi Çekebilir










