Bazı kullanıcılar (hatta bir çoğu) enteresan bir biçimde Google‘a soru sorma mantığını benimsemişlerdir. Kimi bünye, Google sayfasındaki sorgu bölümüne “En çok izlenen film hangisi” yazarak cevap arar, kimi ise “dünyanın en büyük çukuru nerede” yazıp birde sonuna soru işareti koyarak imlasal düzeni bozmadan Google ile iletişim kurmaya çalışır. Bunları nereden mi biliyorum ? Hem çevremden, hem de Google Analytics raporlarımdan.
Şimdi bu noktada Google’ın bir arama motoru olduğunu unutmamak lazım. Kendisi temelde bir kaynak değil, sadece aracıdır. Senin, benim, onun, bunun sitesini indeksler, arzu eden kullanıcıya da “arama parametresine göre” sonuç gösterir.
Bizim elemanlar Google‘ı bir kahin veya bir “sihirli ayna” zannediyor. Hani şu “pamuk prenses” hikayesinde Cadının danıştığı ve herşeyin cevabını şak diye oturtan ayna varya, o işte.
Gerçi sonuç alınıyor ama Google‘ı bu noktaya getiren arz-talep dengesi. Herkes birşeyler ararken önce haliyle Google’a giriyor ve belli bir süre sonra Google’ı arkadaşı sanıyor.
“en iyi araba hangisi” Google indeksliyor hemen bu başlıktaki siteleri. Artık olay öyle bir boyuta gelmişki tüm dünya Google’ı bu şekilde kullanıyor. Dolayısı ile site yöneticileri’de başlıkları buna göre atıyor artık. Laf aramızda bende buna dahilim.

Şimdi geldiğimiz nokta ise çok enteresan. Hani derste hocaların veya sempozyumlarda moderatörlerin “Evet arkadaşlar, başka sorunuz varmı ? ” yaklaşımına, afacan gençlerin “evet var! saat kaç acaba?” şeklindeki bayat espirisini Google‘a yaparsanız size cevap veriyor. Şaşırmayın evet veriyor.. Buyrun Google’a “what time is it” yazın kendiniz görün.
İlginizi Çekebilir











denedim.. derçekten de öyle.