Özellikle seksenli yılları genç olarak geçirmiş bir kuşak için unutulmaz şarkılara imza atmış, yıllarca genç kalabilmiş ve enerjisiyle dünden bugüne bulunduğu her sahneyi hakkıyla doldurabilmiş isimlerdendir Atilla Atasoy.
YazBuraya.com, ismiyle bir devri temsil eden sanatçı, eczacı, gezgin Atasoy ile müzik kariyerini, gezgin kimliğini ve günümüz gelişmelerini konuştu. İşte çarpıcı açıklamaları ve tüm enerjisi ile Attila Atasoy

Atilla Atasoy ile Nişantaşı City’s de buluşuyoruz. Televizyon ekranlarına veya internette gördüğünüz Atasoy kimse, karşımızda yine aynı kişi var. Etkileyici sesiyle bizi selamlıyor, el sıkışıyoruz ve başlıyoruz konuşmaya…
Editör: Profesyonel müzik hayatınıza 74 yılında başladığınızı biliyoruz. Bu tarihten önce herhangi bir çalışmanız oldu mu?
Atasoy: Evet, ilk taş plağım 74 yılında yayınlandı ancak Radyo Televizyon ilk 72 yılında tanıştım. O yıllarda öğrenciydim. Radyoda besteci-şarkıcı olarak lanse edildim. Bu dönem rahmetli Yavuz Gökmen prodüktörlüğünde Ankara Radyosu’nda müzik-eğlence programlarına katıldım.
Editör: Bu durumda yaklaşık 38 senedir ekranlarda ve sahnelerdesiniz. Ancak biz dünden bugüne Atilla Atasoy’un yaşlandığını hiç fark edemedik. Karşımızda daima genç bir Atasoy var. Katılır mısınız?
Atasoy: Katılıyorum. Mutlaka yaşlanıyoruz aslında ama yılların etkisi üzerimde o kadar da fazla değil. Minyon bir tipe sahip olmam ve genetik avantaj nedeniyle şeklen bunu pek sezdirmesem de ruhen tamamen genç olduğumu söyleyebilirim. Çocuk olarak öleceğimi düşünüyorum (Gülüyor)
Editör: Atilla Atasoy müzik kariyerinin başlarında dahi bir çok ödülle muhatap olmuş ender isimlerden. Tunus ve Bulgaristan da aldığınız ödüller ve Eurovision elemelerindeki ikinciliğiniz bunlar arasında öne çıkanlar… Peki ya günümüz sanatçıları… Bir müzik yarışması ile şöhrete kavuşan, albüm yapan isimler için neler düşünüyorsunuz?
Atasoy: Bu insanlar sanatçı olmuyor, kısa bir süre için ünlü oluyorlar sadece. Sanatçı olabilmek için sanatçı olmak için yola çıkmak gerek. Ben, çok küçük yaştan beri sanatla ilgiliyim. Bu sürecin deneyimle, bilgiyle, tecrübeyle pekiştirilip, sanat düzeyine ulaştırılması gerekir. Bunları yapmazsanız sadece yetenekli biri olarak kalırsınız ama sanatçı olamazsınız. Sanat üstdüzey bir buluşmadır. Dediğim gibi sanatçı olmak başka birşey, ünlü olmak başka… İkisi birden de olunabilir. Yeterki sizde bir sanatçı duruşu olsun ve siz o duruşla kendinizi büyük kitlelere kabul ettirmiş olun.
Devam ediyor…
Atasoy: Müziği ikiye ayırmak lazım biri dinlencelik diğeri ise eğlencelik müzik… Günümüzdeki işler para kazanmak için yapılıyor. Bu durumu kapitalist bir sistemin ürünü olarak görüyorum. Eskiden bir TRT denetimi vardı ve o denetimi geçmek gerçekten çok zordu. İstediğiniz şarkıyı yapamamak gibi bir durumla yüzleşmeniz gerekiyordu ancak şimdi alabildiğine bir özgürlük var ama bir o kadar da kalabalık var. Bu medya terörü içerisinde insanların kendisini sağlam tutabilmesi imkansız gibi görünüyor bana. Ben kalabalıkları sevmem zaten ve bu kalabalıkta herhalde ben olmazdım diye düşünüyorum.
Editör: Bu arada albümlerinizin arasını çok uzun tuttuğunuzu görüyoruz. Bunun sebebi nedir ?
Atasoy: Öyle olması gerektiğini düşünüyorum. Bu ara en kısa iki yıl olmalı. Çünkü bir albümü oluşturmak için en az 10 şarkı üretiliyor ve her şarkının aynı şekilde özene ve ilgiye ihtiyacı var diye düşünüyorum. Bir şarkı yapıp, diğer dokuz şarkıyı harcamanın anlamı yok kanısındayım.
Plak şirketlerinden almam gerekenin yüzde 20’sini ancak alabildim
Bizim arkamızda hiçbir zaman bizi destekleyen bir sponsor veya prodüktör olmadı. Bir kaç şarkıyı tutturunca bazı plak şirketleri yaptılar ama onlarda ya bize para ödememişlerdir ya da az göstermişlerdir. Bazıları ise ödemişlerdir ancak almam gerekenin yüzde onunu, yirimisini almışımdır. Öyle geçti bu hayat.
Ben aslında yaptığı işi paraya çeviremeyenlerdenim. Bu ayrı bir yetenek. Çevirenleri takdirle karşılıyorum ama bende böyle bir yetenek yokmuş malesef. Ben en ünlü zamanlarımda bile az paraya çalıştım. Pazarlık etme, kendimi satma kabiliyetim yoktu (gülüyor) “Ne veriyorsunuz, şu olmaz mı” ötesine geçmemiştir benim durumum. Dolayısı ile kendimi bir başkası ile kıyaslayamıyorum bu anlamda.
Editör: Türkiye’de özellikle doksan sonrası dönem, özel televizyonlarla gelişen bir pazar oldu. Ancak sanıyorum sizin döneminiz, bu dönemin gerisinde TRT dönemine denk geliyor. Bu noktada da pazarlama adına bir dezajavntaj yaşamış olabilir misiniz?
Atasoy: Evet TRT döenmi kesinlikle öyle. Orada da denetim sorunları var. TRT’nin kendine ait başka taktikleri var. Ben bu taktiklerin hiçbirine uymamış bir isimdim popta. En tenha zamanda da öyleydi… Denetimi aşmama rağmen… Tabi belli bir kaliteyi, seviyeyi muhafaza edebildim bu şekilde. Bu dönemde amacım sanatçı kalabilmekti. Şimdi de bu çizgide devam ediyorum.
Cahiliye dönemi yaşıyoruz
Editör: Günümüzde MP3 gerçeğine rağmen çok ciddi satış rakamlarına ulaşabilen albümlere baktığımızda durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Atasoy: Bu çok normal. Cahiliye dönemine girilmiş bir dönem yaşıyoruz her konuda. Para var fakat kalite yok. Para var fakat kültür yok, gayret yok. Haliyle iki kültür arasında bocalamış kişilere hitap edilirken, hızla gerileyen kültürde, sanatta bu tür işlerin satıyor olması normal. Tabi ki ben böyle işleri onaylayamam…
Zaten yarışmaları görüyoruz, zaten yarışmalardaki halkın seçimini görüyoruz. Zaten halkın iktidardaki seçimini görüyoruz. Bu durumda benim söyleyeceğim bir şey kalmıyor. Bu eğitimin ve kültürün sürekli geriye gitmiş olduğunu gösteren bir yanıttır.
Özal’dan sonra hızla sığlaşıyoruz
Editör: Türkiye’de son dönemde 8 yıllık eğitim başta olmak üzere çeşitli eğitim reformları yapılıyor. Bu eğitim seviyemizin yükseldiği yönünde bir kanı yaratmıyor mu?
Atasoy: Ne yazık ki bu çok farklı. Bir konuda uzamanlaşmak başka şeydir, kültür başka şeydir, sanat seviyesi başka şey… Sosyal, kültürel birikimler ve görgü… Bunlar aileden başlayan şeylerdir. Bu konuda ne hödük üniversite mezunları bilirim. Tabi ki o eğitimin onları törpülemesi olmuştur ama bu bir hükümet politikasından global ekonomiye kadar uzanan büyük bir yelpazenin ürünleridir. Halkı cahil bir sürü oluşturup, istediği gibi yönetme politikasıdır bunlar. Dünya kapitalizmi bunu yapıyor zaten. Özellikle Özal’dan sonra hızla sığlaştığımız ortadadır. Herkes söylüyor bunu ben de rahatlıkla söyleyebilirim.
Kimileri Recep İvedik ile yellenen insana gülüyorlar, anlamıyorum
Editör: Toplumun elinde internet gibi uçsuz bucaksız bir bilgi deryası var. Türkiye’de şöyle yada böyle yaklaşık 26 milyon internet kullanıcısı olduğu düşünülüyor. Bireyler bilgiye ulaşmakta biraz tembel mi dersiniz?
Atasoy: Tembellik tabi. Herşey hazır olunca insanlar bir tek sekse hareket ediyorlar. Bu bir elin yağda bir elin balda olması gibi birşey. Gençleri sporla, sanatla, kültür etkinlikleri ile bu anlamda belirli bir düzeye ulaştırabiliriz…
Herşeyin farkındalar aslında… Belki de eğlencede böyle birşeyi tercih ediyorlar. Beliki de eğlencede Recep İvedik durumunu tercih ediyorlar. Belki kendi masturbasyonlarını yaşıyorlar. Ben anlamıyorum; o kaba saba espirilere gülen ya da yellenen bir insana gülmek benim hiç aklımdan geçmez, tiksinirim. Yani yellenen adama neden gülünür hiç anlamış değilim. Eskiden de vardı böyle şeyler ama bu kadar çok değildi. Hızla bir sığılaşma ve ucuzlaşma periyodundayız. Bunu kapitalizme mi yoksa sosyalizm’in bitmesine mi bağlayalım bilemiyorum. Herşey para olunca, herşey böyle ucuzluyor işte. Duyguların bile parayla karşılığının olması, düğünlerdeki o altınlar mesela… Ben de bu durumda anlayamadığım bir dönem yaşıyorum. Bu süreçte dış gezilerle hayata başka türlü bakmaya çalışıyorum.
Editör: Biraz da gezgin kimliğinizden bahsedelim istiyorum. Gezginler kulübüne üyesiniz sanırım.
Atasoy: Üyeyim ama artık onlarla gezmiyorum. Unesco grubuyla geziyorum son zamanlarda. Bu geziler sırasında dünya miraslarını öğrenirken, hayatın bir çok renginin peşine düşmüş bir gezgin olarak aslında kendi renklerimi oluşturuyorum. Bu bana çok faydalı oluyor. Böylece ruhsal sağlığımı da dengede tutabiliyorum. Hayatımda yeni bir yelpaze açana kadar da böyle devam edeceğim.
Editör: Şimdiye kadar kaç ülkede bulundunuz?
Atasoy: Aslında tam olarak saymadım ama 80 ülke olmuştur.
O’na göre kötü yola düşmüş bir popçuydum
Editör: Biraz da şiir’den bahsedersek… Atilla İlhan desem?
Atasoy: O ayrı bir isim. O bir kent ozanı bence. O’nun “Ayrılık Sevdaya Dahil” şiirini yorumlamıştım. O dönem kendisinden çok zor izin koparmıştım. Nede olsa kötü yola düşmüş bir popçuydum o’na göre. (gülüyor) Devreye Çolpan İlhan’ı, Hıncal Uluç’u felan sokmuştum ama sonradan kendim izin alabildim. Daha sonra kendisinin de hoşuna gitti yaptığım beste.
Editör: Gündeme dönersek, son birkaç aydır gündemde Kürt Açılımı var. Bu konuda hükümet sanatçılardan da görüş alıyor. Biz size sorsak siz neler söylemek istersiniz?
Atasoy: Bu durum “Burda böyle bişey var” demek, altını çizmektir. Halbuki bunlara gerek yoktu.
Seda Sayan kadar kazansam Okul yaptırırdım
Editör: Atilla Atasoy’u birçok sosyal projede aktif rol oynarken görüyor, basında takip ediyoruz. Sizi bu projelerin içine çeken şey nedir?
Atasoy: Hayatım boyunca bir çok yardım kuruluşu için konserlere çıktım. Paramız olmadığı için para kazandıracak işlere dahil olarak katkı sağlamaya çalıştım. Üstüme düşeni yaptığıma inanıyorum. Bu anlamda çok müsterihim. Yine de olsa yine yaparım. İlle de konser olması da şart değil. Ülkemizin düzenlediği her türlü yardım organizasyonunda üzerime düşen neyse seve seve yaparım.
Seda Sayan gibi çok kazanan biri olsaydım da okul yaptırırdım hakikaten.
Editör: İstanbul’un 2010 Dünya Kültür Başkenti olması ve akabinde düzenlenen etkinlikleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Atasoy: Ben henüz ortada pek bişey görmüyorum. Bir tek açılışını biliyorum. Sanırım bir sene zarfında değişik etkinlikler olacaktır. Örneğin Dünya müzikalleri, tiyatrolar gelmeli, dünya’nın buluşma yeri olmalı diye düşünüyorum.
Chuck Norris’e benzediğim iddiası saçmalık
Editör: Biraz gündemden uzaklaşalım istiyorum. Chuck Norris’e benzediğiniz iddia ediliyor. Ne dersiniz?
Atasoy: Çok bayat ve saçma. Chuck Norris’in birkere dudağı yok. Bak benim dudaklarım var aslanlar gibi (gülüyor) Sonra ben daha yakışıklıyım, sadece karete bilmiyorum.
Editör: Şapka koleksiyonunuz olduğunu duyduk.
Atasoy: Evet. Şapka sapığıyım. Gittiğim her yerden şapka alırım. Çok seviyorum.
Editör: Sinema merakınız ?
Atasoy: Sinemaya aşığım. Sinemaya haftada iki-üç kez giderim ve yalnız gitmeyi tercih ederim. Bir de son zamanlarda huysuz bir ihtiyar oldum. Mısır yiyenlere, ayağını koltuğa dayıyanlara hiç tahamülüm yok.
Editör: Bu kadar hızlı bir sinemasever’e beğendiği yönetmenleri sorsak ?
Atasoy: Tarantino filmleri mesela… James Cameron örneğin… Avatar’daki emeğin farkındayım. Çağımızda en büyük sıçramayı yapan sanat dalı bence sinema… Teknoloji’nin hangi noktalara geldiğini bizlere hissettiriyor. Bir zamanların Fransız sıkıcılığından kurtardı Amerika bizi (gülüyor)
Editör: Son zamanda izlediğiniz en iyi Türk filmleri hangileri?
Atasoy: Benim izlediğim Issız adam ve Vaviyen diyebilirim. Çağan Irmak hakikaten bu işi biliyor ama bazen Ulak gibi kendi tatminini de yaşıyor gibi geliyor bana.
Editör: En iyi bilimkurgu desek ?
Atasoy: Benim izlediğim en iyi bilimkurgu halen Alien dır. Transformers’ı da hayretler içinde izledim diyebilirim.
Editör: Son zamanların yükselen trendi sosyal medya’yı ele alırsak; Bildiğimiz kadarıyla Facebook üzerinde bir hayran sayfanız var. Facebook’u nasıl değerlendiriyorsunuz?
Atasoy: Bilgisayar başında saatler geçirmeyi sevmiyorum ama Facebook’u idare edebiliyorum. Bir arkadaşım sayesinde kuruldu o sayfa ve insanların benden, yaptıklarımdan haberdar olması adına doğru birşey gibi geliyor şu anda bana. Bu sayfanın sebebi Amerikadaki arkadaşım Ayşenur’a da teşekkür ediyorum.
YazBuraya.com ekibi olarak Attila Atasoy’a bu samimi ve son derece keyifli sohbet için çok teşekkür ediyoruz.
Yasal Uyarı: Bu söyleşi/röportajın internet ve/veya yazılı ve/veya görsel ve/veya işitsel medya’da yayım hakkı YazBuraya.com sitesi ve o’nun sahibi/sahiplerine aittir. Röportajdan alıntı yapmak isteyen yayımcı ve/veya yayıncılar YazBuraya.com sitesinden (örneğin: “YazBuraya.com Haber Blogu’nun gerçekleştirdiği röportajda” şeklinde) bahsederek ve eğer yayım internet ortamında yapılacaksa YazBuraya.com sitesine aktif bağlantı (link) vererek röportaj ve/veya söyleşiden alıntı yapabilirler. Aksi durumlarda YazBuraya.com telif haklarından doğan hukuksal hakları gereği, taraf ve/veya taraflar hakkında yasal işlem başlatma hakkını saklı tutar.
İlginizi Çekebilir










